Üreme Sistemi

Üreme Sistemi:

Üreme ya da çoğalma kısaca bir canlının neslini devam ettirmesi olayıdır. Bu olayın iki temel fonksiyonu olduğu söylenebilir. Bunlardan birincisi, yaşamın temel yapısının gelecek döllere aktarılması; İkincisi ise yeni bireylerin oluşmasının sağlanmasıdır. Üremeyi sağlayan hücrelerin kalıtım materyalleri türlere özgü özelliklerin değişmeden yavru bireylere aktarılmasını sağlar.

Üreme eşeysiz ve eşeyli olmak üzere iki temel tipte meydana gelmektedir. Eşeysiz üremede tek ata söz konu­sudur. Bunun sonucu tek atadan meydana gelen yavru bireyler, kalıtımsal açıdan tıpatıp atalarının kopyasıdırlar.

Basit yapılı canlılardan, evrimsel açıdan gelişmiş birçok canlıda bile bu tip çoğalmaya rastlanabilmektedir.

Eşeyli üremede ise iki farklı atanın rol alması söz ko­nusudur. Ataların oluşturduğu üreme hücrelerinin (gamet­ler) meydana getirdiği zigot (döllenmiş yumurta hücresi) gelişerek yeni bir birey meydana getirir. Bu şekilde ortaya çıkan yeni bireylerin kalıtsal yapıları, iki atanın kalıtsal yapısından kaynaklanan yeni bir rekombinasyondur. Bu noktada bizi ilgilendiren üreme sistemi eşeyli üreme ol­duğu için aşağıda daha detaylı inceleyeceğiz.

Eşeyli Üreme

Basit organizmalarda eşey hücreleri hem büyüklük hem de yapı bakımından birbirlerine benzerler. Bu tip eşey hücrelerine izogamet, bu çeşit eşeyli üremeye de izogami denir. Gelişmiş canlılarda ise eşey hücreleri hem büyüklük, hem de yapı bakımından birbirlerinden farklılık gösterirler. Bu tip eşeyli üremede gametlere heterogamet, üremeye ise heterogami denmektedir. Heterogamide bü­yük ve hareketsiz olan dişi eşey hücresi “yumurta”, küçük ve hareketli olan erkek üreme hücresi ise “sperm” adını almaktadır.

İnsanın da dâhil olduğu gelişmiş organizmalarda farklı bireylere ait üreme hücreleri, yani yumurta ve spermin birleşerek zigotu (döllenmiş yumurta hücresi) oluşturması şeklinde görülen üreme biçimine, eşeyli üreme denir.

Eşey hücreleri (gametler) gonad adı verilen organlarda oluşur. Bunlardan yumurta hücresini meydana getiren gonada ovaryum (yumurtalık); erkek üreme hücresini meydana getiren gonada ise testis denir. Basit hayvansal organizmaların bazılarında bu iki organ aynı bireyde bu­lunabilirken (hermafrodit canlı), gelişmiş hayvanlarda bunlar ayrı bireyler üzerinde bulunurlar.

Tarihten Bugüne Masaj ve Masaj Uygulamaları Dişi Üreme Hücresi (Yumurta):

Fejlopi Tüpü:

Yumurta hücresi büyük ve hareketsizdir. Bol miktarda besin maddesi içerir ve sitoplazması çoktur. Kamçısı yok­tur. Yumurtalar spermlere göre daha az sayıda üretilir.

Erkek Üreme Hücresi (Sperm):

Sperm hücreleri yumurta hücresine göre çok küçüktür. Sitoplazmaları azdır. Kamçılan vardır ve kamçılarıyla hareket ederler. Baş, orta kısım ve kuyruk olmak üzere üç kısımdan oluşur. Kuyruk kısmı sayesinde hareket edebilir.

İnsanda üreme sisteminin temel görevi aynı olmakla birlikte, erkek ve dişi bireylerin üreme sisteminin yapıla- nnda bazı farklılıklar vardır. Ayrıca köreltilse bile, bire­yin beden sağlığını etkilemeyen tek sistemimizdir.

Dişi Üreme Organının Yapısı

Dişi üreme organı, bir çift yumurtalık, yumurta kanalı, döl yatağı (rahim = uterus) ve vajina olmak üzere dört kısımdan oluşur.

  1. Yumurtalık (ovaryum): Yumurtalıklar, rahmin her iki yanında birer adet olmak üzere, karın boşluğunda, fal- lop borularının altında yer alırlar. Her bir yumurta yakla­şık olarak 3 cm uzunluğunda, 1.5 cm genişliğinde ve 1 cm kalınlığında, badem biçiminde ve 4-8 gram ağırlığındadır.Yumurtalığın dış bölümünde bağ dokusundan yapılmış bir kabuk (korteks) bulunur. Bu kabuk, yaş ilerledikçe kalınlaşır ve sertleşir. Bu kabuğun olgunluk döneminde normalden katı ve sert oluşu, olgunlaşan yumurta hücresi­nin dışarı atılmasını, yani yumurtlamayı engeller.Yumurtalıklar, kadınlık öğelerini oluşturan, adet düze­nini sağlayan hormonları da üretirler; yani yumurtalıklar bir iç salgı bezidir. Yumurtalıklarda başlıca iki hormon üretilir: “östrojen” ve “progesteron” hormonu. Bu ana iki hormondan başka, yumurtalıklarda bir erkeklik hormonu olan “androjen” hormonu da üretilmektedir. Bu hormon­ların yapım miktarı her zaman aynı düzeyde değildir, her ay periyodik değişimler göstermektedir. Bunların salgı­lanmasını ve aralarındaki dengeyi hipofız bezi düzenler. Bir kadının tamamen sağlıklı olması ve normal adet göre­rek gebe kalabilmesi, beyin, hipofız bezi ve yumurtalık arasındaki ilişkinin düzenli olmasıyla gerçekleşir. Yumur­talıkların hormon salgılamaya başlaması, genellikle 10 yaş dolaymda başlar.
  2. Salgılanan hormon miktarı olgunluk dönemine kadar giderek artar. Bu hormonların etkisiyle kız çocukları, ya­vaş yavaş erkek çocuklardan farklılaşmaya, genç kız ol­maya başlar. Memeleri gelişmeye, koltukaltı ve pubis kılları belirmeye ve de adet görmeye başlar. Doğuştan bir gelişim bozukluğu sonucu yumurtalıkları olmayan kız çocuklarındaysa bu gelişmeler görülmez.
  3. Kız çocukları doğduklarında, her bir yumurtalığında 200 bin kadar olgunlaşmamış yumurta hücresi vardır. Olgunluk dönemine gelen bir kız çocuğunda her ay bu hücrelerden birkaçı olgunlaşmaya başlar ve biri tam ol­gunluğa erişerek kann boşluğuna atılır. Bu olaya “ovülas- yon” (yumurtlama) adı verilir. Kısırlık nedeniyle incele­nen kadınların yaklaşık yüzde 20’ sinde kısırlığın nedeni yumurtlama olmamasıdır. Yumurta hücresinin olgunlaş­ması ve yumurtlama sırasıyla bir ay bir yumurtalıkta, di­ğer ay öteki yumurtalıkta olabilirse de bu her zaman bu şekilde gerçekleşmeyebilir.
  4. Yumurtlamanın başladığı erginlik dönemine kadar üze­ri düzdür; bundan sonra, yani yumurtlama başladıktan sonra, üzerinde girinti ve çıkıntılar oluşur. Kadının adet­ten kesilmesinden sonra üzeri yine düzleşir.

Ankara masaj Vücudun biyo elektrik alanının tekrar dengelenmesi

Ankara masaj: Vücudun biyo elektrik alanının tekrar dengelenmesi

Radionics, insan sistemi ile ilgili evrensel enerji spektrumla- rma bağlı olarak işleyen yeni enerji tedavi teknolojisidir. Ankara masaj salonları terapisi şu ispatlanmış bilimsel gerçeğe dayanır: Evrende­ki her şey, atomlardan yıldızlara ve mikroplardan insanlara kadar hepsi, aynı temel bileşene indirgenebilir – enerji – ve her özel enerji formu, onun karakterini belirleyen ve aktivitesini düzenleyen, kendi iç veri alanı (İVA) tarafından yönetilir. Chi- ang Mai Tayland’daki Villa Deva enerji tedavi kliniğinde radi­onics terapisi konusunda uzmanlaşmış enerji şifacısı Dr. Kari Jacobs bunu şöyle açıklamaktadır:

“Bu spektruma, radionics, psionics, radyestezi, biyoplaz- ma, biyo-elektrik enerji, biyo alanları, iç veri alanları ve gele­neksel Asya tıbbmda olduğu gibi chi ve prana gibi birçok isim verilmiştir. Ne isim verilmiş olursa olsun, bu güç fark edilen Ankara masaj salonu enerji alanları veya ‘biyo-alanlar’, maddenin özel formlarının düzenini belirleyen ‘enerji matriksleri’ için gerekli bilgiyi içerir. Biz bu bilgi kalıplarına ‘İç Enerji Alan­ları’ admı veriyoruz ve bu fenomen, klasik tıp biliminin yetersiz kaldığı pek çok durumda gerekli açıklamaları sun­maktadır.”

Radionics terapisi uygulamak için kullanılan SE-5 adındaki bilgisayar destekli cihaz, bir dizüstü bilgisayar boyutlarmdadır. Aynı zamanda biyo-alan analizörü olarak da büinen bu aygıt, İEA’daki dengesizlikleri algılamak ve düzeltmek ve İES’den nega­tif enerjileri temizlemek için programlanmıştır. Böylece, birçok fiziksel, zihinsel ve duygusal bozukluğun ana sebeplerini elimine ederek, tüm insan sistemine ideal enerji dengesini kazandırır.

SE-5 aynı zamanda, sağaltıcı olarak enerjileştirilmiş “hayat iksirleri” üreterek bitkisel özlü yağların ve bitki ekstrelerinin iyileştirici etkilerini artırmak, kristalleri özel şifalı enerji fre­kansları ile programlamak ve insanların ev, ofis gibi yaşam alan­larından negatif Ankara masaj enerjileri temizlemek amacıyla da kullanılabilir. Genelde, radionics terapisti müşterisinden bir tutam saç veya tırnak parçası isteyecek ve bunu SE-5 cihazının alıcılarını o müş­terinin kişisel enerji alanının kendine özel frekansma göre ayar­lamak için kullanacaktır. Dr. Jacobs, “Radionics iyileşme için çok güçlü bir araçtır. Bana bu tedavi için başvurduğunuzda sizden bir tutam saç isteyip bunu sizin problemlerinize özel bir iksir ve program oluşturmak için kullanırım,” konuşuyor.

Radionics terapisi enerji boyutunda işlediği için, terapiste yollanan bir tutam saç, uzak mesafelerden konsültasyonları mümkün kılar. Müşterinin biyo enerji alanını inceleyen masaj Ankara, enerji sistemindeki tıkanıklıkları gidermek ve dengesizlikleri yok etmek için gereken kusursuzca enerjileştirümiş iksiri hazır­lar ve posta yoluyla kişiye iletir. Bu konuda daha fazla bilgi almak isteyenler Dr. Jacob’m İnternet sitesine başvurabilirler:

“Yeni dalga, aynı deniz”

İleri teknoloji enerji tedavisi iyileştirici ve koruyucu sağlık hizmetleri konusunda kesinlikle “yeni bir dalga”dır ve doğaya aykırı radyo frekansları, mikrodalgalar ve yapay EMA’lardan kaynaklanan enerji kirliliğinin İES’de yarattığı sapmaları düzelt­mek ve hasarları onarmak için özellikle etkilidir. Yine de, bu ileri teknoloji aletleri ne kadar karmaşık ve “gelişmiş” olurlarsa olsunlar, ürettikleri sağaltıcı enerjileri, holistik tıbbın binlerce yıldır farkında olduğu, insan vücudunu oluşturan temel evren­sel enerji “denizinden” aldıklarını unutmamak gerekir.

İleri teknoloji elektro-detoks terapisi kendi başına nadiren insan sistemini iyileştirmek açısından kalıcı ve etkili sonuçlar alabilir. Bu yeni biyo-elektrik enerji teknolojilerinin etkili ve kalıcı sonuçlara ulaşabilmesi için, insan sisteminin temel enerji ve unsurları üzerine kurulu olan diyet ve beslenme, nefes ve egzersiz, su ve güneş ışığı ve diğer geleneksel terapiler ile birlik­te kullanılmaları gerekir. Genel olarak, ileri teknoloji elektro-de­toks ve biyo-elektrik enerji tedavisi henüz emekleme devresin- dedir ve bu yeni teknolojilerin sadece birkaçının sağaltıcı etkile­rinin ispatlanmış kayıtları mevcuttur. Yukarıda anlatılan cihaz­lar, klinik ve ev kullanımında kendini ispatlamış olanlardan bazılarıdır. Örneğin, Nöro-Elektrik-Terapi’nin en inatçı alkol ve uyuşturucu bağımlılığı vakalarında tedavi açısından kilit bir rol üstlendiği birçok defalar ispat edilmiştir, çünkü detoksun, trav­ma yaşamadan ve diğer ilaçlara gerek kalmadan başlayabilme­sine olanak sağlamaktadır. Zapper, uzun süreli bir parazit istila­sından kaynaklanan şartların tedavisinde kesin sonucu belirle­yen faktör olabilir; GEOMED Hareketlendirilmiş Hava Sistemi, özellikle kirli şehirlerde, havadaki negatif iyonların gerekli enerjisinin kronik eksikliğinden kaynaklanan solunum ve diğer hastalıkların tedavisinde vazgeçilmez bir araç olmaya adaydır. Yine de, detoks ve iyileşme terapilerinizi seçerken en doğrusu, besin, bitkiler, su, hava ve güneş gibi hayatın en temel unsurları

ile başlayıp bu terapileri ileri teknoloji elektro-detoks yöntemle­ri ile güçlendirmek ve hızlandırmaktır.

Ayna Nöronlar

Ayna Nöronlar

1990’larda Vittorio Gallase ve Giacomo Rizzolatti adlı iki İtal­yan bilim insanı, düşünce okuma konusunda maymun deneyleri ya­parken yeni bir tip nöron keşfettiler. Maymun beynine elektrik vol­tajlarını kaydeden elektrotlar yerleştirip, bu maymunlara muz verdi­ler. Muzları yeme esnasında beyinlerinin bazı bölgelerinde (premo- tor kortekste F5 bölgesi ve Broca alanı gibi) elektriklenme ve voltaj artışları gözlemlendi. Ardından bilim insanlarından biri, maymun karşısında iştahla muz yemeye başlayınca, maymun muz yemediği hâlde, sanki muz yiyormuş gibi beyninden yüksek voltajlarla cevap vermeye başladı. Biyolojikbir kaynak dışmda, bazı hisler (iştah, şeh­vet vs.) maymun, insan ve kuşları karşısındakini taklit etmeye zorlu­yordu. “Ayna nöron” adı verilen bazı beyin hücreleri de aktif hâle ge­çiyordu. Ayna nöronlar, başta işitme, görme olmak üzere bütün du­yular vasıtasıyla, dış dünyadan gelen sinyalleri alıp, âdeta onların fo­tokopisini saklayan hücrelerdi.

İnsan, elinde olmadan çevresindeki kişilerin mimik, hâl ve ta­vırlarının tesirine girer. Aynı davranışları o anda hemen doğrudan sergilemese bile, beynine kaydeder. Televizyonda film seyrederken acıklı bir sahne gördüğümüzde kendimizi tutamayıp ağlamamız ga­yet tabii bir hadisedir. Bazen kendimizi gayri iradi başkalarının mi­miklerini taklit ederken yakalarız veya nerede duyduğumuzu ha­tırlayamadığımız bir şarkının melodileri istemeden dilimize dola­nır. Esneyen birinin, ortamdaki diğer kişilerin de uykusunu getir­diğini ve esnemelerin giderek arttığım çoğumuz biliriz. Son yıllar­da yapılan psikoloji araştırmalarının temelini oluşturan ayna nöron­lara, “sürü psikolojisinin” ortaya çıkmasında aktif rol verildiği anla­şılmaktadır. Maç seyrederken insanların birbirlerini taklidi, miting­lerde insanların daha sonraları kendilerinin bile hayretle karşıladı­ğı aşırılık ve taşkınlıkları; ayna nöronların rollerine birer örnektir.

Şizofreni, otizm ve diğer bazı psikiyatrik bozuklukların temelin­de de ayna nöronların rol oynayabileceği düşünülmektedir. Buna “kırık ayna teorisi” denmektedir. Bu tip kişiler karşısındakine ayna olamamakta, yani empati kuramamakta veya aynasındaki görüntü kırık olmaktadır. Aynadaki bu kırıklar arasındaki bağlantı iyi kuru­lup yapıştırılamadığından, hasta kişi karşısındakinin hisleri konu­sunda doğru bir yoruma ulaşamamaktadır. Ağlaması gereken yer­de gülmek istemektedir. En yakınının cenaze merasiminde üzülme­si, ağlaması gerekirken veya en azından diğer üzülen insanları taklit etmesi gerekirken, o hasta kişi defin sonrası dağıtılacak kumanyayı düşünmektedir. Empatide ayna nöronlara verilen vazife budur. Em­pati oluşturamayan ancak en doğru ilaçlan reçete eden bir hekim, belki de tedavide hiç başarılı olamayabilir.

Kudreti Sonsuz Yaratıcı, birçok faaliyeti hayvanlara ilham eder­ken, bir ara istasyon, sebep olarak ayna nöronları görevlendiriyor. Bazı kuşlar, yaz aylarında yiyeceklerini toprağa gömer. Kış aylarında her yer karla kaplandığında kuşun yiyecek bulamama endişesi yok­tur. Çünkü yazın toprağa gömdüğü palamudun yerini unutmamış­tır. Bir dalma hareketiyle toprağın altındaki yiyeceği çıkarıp afiyet­le yemektedir.

Ayna Nöronlar ve Konuşma

Konuşma kabiliyeti ile ayna nöronlar arasında çok yakın bir mü­nasebet var. Motor konuşma ile alakalı kasların harekete geçmesin­de aktif merkez olan beyindeki Broca alanı, insanlarda genellikle sol beyin yarıküresinde bulunur. Konuşma merkezi, beynimizin ön kıs­mındaki el hareketlerini ve maharetini kontrolde vazifeli merkeze yalandır. Otizmli çocuklarda bu ayna nöronlara ait merkez kırıktır. Çocuk, anne ve babasıyla göz göze gelmez. Çevresiyle hiç alakadar olmaz, kendi dünyasında ve kendine has bir fanusun içindedir. Bü­yüklerinin mimiklerini taklit etmesi, başkasının ağlama veya gülme­siyle ilgilenmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Otizmli çocuk­larda etrafın fotokopisini çekme manasmda ayna nöron fonksiyo­nu mükemmeldir; onlar hiç unutmazlar, son derece de zekidirler. Duyu organlarından gelen sinyaller ayna nöronlarında cevap ve gö­rüntü meydana getirmekte, fakat bunlar beyinde daha öteye el ka­biliyeti, mimikler ve konuşma merkezlerine iletilemediğinden, bu çocuklarda mimikler, el hareketleri ve konuşma kabiliyeti gelişme- mektedir.

Konuşma belki de beynin en önemli vazifelerinden biridir. Bü­yük insanlarla oturup kalkma, onların sofralarına oturma çocuklar­da adaba ait davranışların gelişmesi bakımından çok önemlidir. Te­levizyon ve internetin beyni tahrip etmesi çok kolaydır. Çocuk gör­düğü kötü görüntü ve sesleri taklit etmektedir.

Samimiyetin (İhlas, İçtenlik) Nörobiyolojisi

Kendinizi hiç başkalarının mimiklerini taklit ederken yakaladı­nız mı ya da nerede duyduğunuzu hatırlamadığınız bir şarkının di­linize dolandığı oldu mu? Karşı taraf senin duygularına ve düşünce­lerine göre NT (mikro çip) oluşturuyor. İç fikir müspetse iletişim başlıyor. Aksi hâlde korku ve uzaklaşma yaşamyor. Ancak rol yapı­yorsan, gerçekte öyle inanmıyorsan başlayan dostluk kopuyor. Aşk­lar, iletişimler bu bakımdan uzun ömürlü olmuyor. Güven oluşma­dan inanç karşılıksız kalır. Bunca ayrılık, boşanma, darılma, küsme, unutma, kavga, gürültü neden çıkıyor ki? Sen “Ben”, Ben “Şensem. Mesele neden oluşsun ki?

Yerine Kendimizi Koyma

Futbolcu kişisel çabası ile gol atar. Milyonlarca kişi kendi atmış gibi havaya zıplar. Korku filmi, film olduğunu bilmemize rağmen bizi korkutur.

Beyin dostları: Omega 3, yağlı balık, ceviz, badem ve kabak çe­kirdeği. Çilek, böğürtlen, muz; serotonin ve antioksidan bakımın­dan zengin. Yeşil çay ve kahve fazla içmemek şartıyla faydalı. Siyah çay, kahveden daha az zararlı, yeşilden daha az faydalı. Kırmızı et uzun süreli hafızaya faydalı ama aşırısı değil. Süt ve ürünleri ami- no asitler içeriyor. Siyah üzüm çekirdeğinde resveratrol var. Bitter çikolata konsantrasyon ve endorfın sağlar. Soya, keten tohumu ve yumurta kolin içeriyor. NT için şarttır. Folik asit ve C vitamini var. Hamur işi, pide, pizza, makarna beyni hamur gibi yapıyor.

Beyin düşmanları olarak şunları söyleyebiliriz: Uykusuzluk, kötü ve yanlış beslenme, stres, gerilim, duygusal travma, kirli hava ve boya, cıva gibi kimyasallar, alkol ve sigara, hastalık ve bununla il­gili olarak ilaç kullanımı, cep telefonu, düzensiz hayat, ağır spor, rafi­ne şeker, sanayi tipi şekerler zararlı. Meyve şekerini meyve suyu şek­linde değil, posalı, orijinal hâli ile almalı. İnsan, sağlığını kendini en sağlıklı hissettiği zamanda kaybeder.

Hafta sonu Ankara masaj salonları öyküsü

Hafta sonu Ankara masaj salonları öyküsü

Tedavi öncesi:

“Uzun yıllardır başım ağrır, artık canıma tak etti. Öyle başkaları gibi başım işteyken ağrımaz. Benim başım çalışmadığım zaman ağrır. Her hafta sonu ağrıyabilir. Mutlu olunca, çok sevinince ağrır. Yönetici olarak çalıştığım için çok stresli, yoğun bir işim var. Hafta sonları dinlenmek istiyorum ama işe gidiyormuş gibi saati kurup aynı saatte kalkıyorum. Geç yatmış olsam bile sabah hep aynı saatte kalkmalıyım, uyandığımda bir saat daha uyuyayım desem ağrıyla uyanıyorum. O günüm Ankara masaj salonları ie geçiyor. Hafta sonu planı yapamam. Mutlu, keyifli anlarımda migrenim sinsi sinsi beni bekler.”

Tedavi sonrası:

“Nöral terapi seansları ve dişimdeki bir problem tedavi edildi. Ankara masaj salonları ağrılarım bitti. Hafta sonu keyfi yapabiliyorum artık. Pazar sabahları yataktan geç kalkıyorum, geç saatte dostlarımla keyifle kahvaltımı dışarıda yapabiliyorum. Gece geç yatacağım, sabah nasıl uyanacağım, uyursam başım ağrıyacak derdim kalmadı. Artık mutlu olmaktan korkmuyorum.”

 

Hafta sonunda ve mutlu anlarda ortaya çıkan migrenle nasıl baş edilir?

Ankara masaj salonları ataklarım  çoğunlukla stresle ilişkilendirilir ama Ankara masaj salonları mutlu anları da yakalar. Bazı hastalar “Sevinmeye gelmiyor, ne zaman çok sevineceğim bir olay olsa, güzel bir haber alsam, heyecanlansam hemen migrenim tutuyor” der.

Uzun yıllardır migrenden çeken bir kadın hastam olmuştu. Migrenini teda­vi ettikten sonra bir gün bana çok tatlı, içten ve prensesler kadar güzel kızının düğününü anlattı;

“Kızım rüya gibi bir evlilik gerçekleştirdi. Düğünü, Yunan adası Santorinide yapmak istediler. Yakın arkadaşlarıyla aile dostlarımızın katılacağı özel bir düğün planladılar. Çok keyifli hazırlandık ve adaya gittik. Uçaktan indiğim anda migrenim tuttu. Kendi düğünüm bile bu kadar güzel ve özel gelmemişti ama ne düğünden bir şey anladım, ne de düğünü tam hatırlıyorum. İki gün süren düğün boyunca sürekli ilaç alarak idare ettim ama yaşadıklarımdan hiçbir şey anlamadım. Tam düğün bittiğinde heyecandan ve aldığım çok fazla ilacın etkisiyle bayıldım. Sizi keşke daha önce tanısaydım, bunlar başıma gelmezdi. Şimdi çok rahatım, tatillerden artık korkmuyorum. Eskiden en azından ayın üç hafta sonunda her cumartesi ağrım başlar, pazartesi öğleden sonraya kadar sürerdi. Şimdi onlar da kalmadı.”

Bu hastam kızının düğününü iyi yaşayamamıştı ancak anneanne olduğu dönemde başı hiç ağrımadı. Olağanüstü bir anneanne oldu ve torunuyla çok keyifli yıllar geçiriyor.

Ankara masaj salonları çok özel anları mahvedebilir. Dinlenmeyi engelleyebilir çünkü ha­yat düzenindeki olumlu değişiklikler de olumsuzluklar kadar sistemi etkiler. Otonom sinir sistemi kontrolden çıkıp Liveing’in anlatımıyla patlayıp sinir fırtınasını başlatabilir.

Bu hastaların tedavisinde alışılmış Ankara masaj salonları yaşayanlardan farklı bir özellik yoktur. Tedavide benzer çalışma ile bozucu alanlar tespit edilir ve kontrol sağ­lanır. Tedavi edilen diğer migrenli hastalarda stres nasıl migren atağım başlat­mazsa, mutlu anlar ya da dinlenme de migren atağını başlatmaz.

SHRED tekniğinde 6. hafta 6. gün

SHRED tekniğinde 6. hafta 6. gün

  1. öğün
  • 1 adet meyve (1 armut veya portakal seçin)
  • Aşağıdakilerden birini seçin:

1 küçük kâse yulaf ezmesi

Yumurta akından sebzeli omlet (en fazla 2 yumurta akın­dan)

1  küçük kâse şekersiz mısır gevreği (yağsız veya yüzde 1 yağlı sütle)

2adet pancake ve 2 dilim hindi jambon (pancake’ler bir CD büyüklüğünü geçmemeli)

1    küçük kâse irmik (sıcak suyla ıslatılmış)

  • 1 bardak taze greyfurt, elma veya portakal suyu
  1. atıştırma
  • 150 kalori
  • 1 bardak ebegümeci çayı (sıcak veya soğuk tüketilebilir)
  • Aşağıdakilerden birini seçin:

 

3  porsiyon sebze (unutmayın, 1 porsiyon ortalama yumru­ğunuz büyüklüğündedir)

1 büyük kâse yeşil salata (jambon ve kızarmış ekmek parça­sı yok, en fazla 4 yemek kaşığı az yağlı veya yağsız sos var) 1 protein shake (200 kalori veya daha az)

1 kâse çorba (200 kalori veya daha az; patates, krema ve et yok), iyi seçenekler; sebze, mercimek, bezelye, domates çorbası vs. Sodyum içeriğine dikkat edin!

  • Eğer protein shake’i veya çorbayı seçerseniz yanında 1 por­siyon sebze tüketmelisiniz.
  • Çaya ek olarak aşağıdaki içeceklerden birini seçebilirsiniz:

1 kutu 330 mİ. diyet gazoz

1 bardak limonata

178

Sınırsız saf su (mineralli veya değil)

1 bardak aromalı su 1 bardak meyve suyu (konsantre değil)

1 fincan şekersiz buzlu çay

1    bardak az yağlı, yağı azaltılmış veya yağsız süt ya da tat­landırılmamış soya sütü ya da tatlandırılmamış badem sütü

  1. atıştırma
  • Aşağıdakilerden birini seçin:

Karışık çiğ kuruyemiş tabağı (fındık ile ay çekirdeği ya da kabak çekirdeği ile kurutulmuş meyve)

2    adet içi bademli hurma (hurmanın çekirdeğini çıkarın ve içini birkaç bademle doldurun)

Yarım bardak kuru üzüm ile ceviz

1 adet domates (dilimlenmiş, zeytinyağı serpilmiş, taze

fesleğenle)

1    adet salatalık (dilimlenmiş, zeytinyağı serpilmiş, bir tutam deniz tuzu ve sirkeyle)

1    bardak tatlandırılmamış elma püresi

 

  1. avuç fındık, kaju, badem veya cevizle karışık 10 adet kurutulmuş vişne
  2. 8 adet küçük havuç (2 yemek kaşığı humusla)
  3. adet kereviz (1 yemek kaşığı fındık ezmesi ve 1 yemek kaşığı organik kuru üzümle)
  4. 1 adet orta boy meyve 1 küçük kâse pancar salatası 1 bardak şalgam suyu 20 adet badem
  1. küçük meyve tabağı 4 adet kuru kayısı
  2. yemek kaşığı ay çekirdeği
  3. 4 dilim tam buğday ekmeği veya tam tahıllı küçük tost ekmeği

3. öğün

  • Aşağıdakilerden birini seçin:140 gr. yağsız kırmızı et (kızartılmamış)140 gr. balık (kızartılmamış)1 kâse spagetti ve 4 adet köfte
  • (140 gr. yaklaşık olarak 1,5 iskambil destesi büyüklüğün- dedlr)
  • 140 gr. hindi (derişiz, kızartılmamış)
  • 140 gr. tavuk (derişiz, kızartılmamış)
  • 1 küçük sebze burger                                                                              179
  • 1 porsiyon sebze
  • 1 adet haşlanmış yerelması veya yarım bardak pirinç (tercihen esmer ama isterseniz beyaz da kullanabilirsiniz)
  • Aşağıdakilerden birini seçin:Sınırsız saf su (mineralli veya değil)1 fincan şekersiz buzlu çay
  • 1 bardak az yağlı, yağı azaltılmış veya yağsız süt ya da tat­landırılmamış soya sütü ya da tatlandırılmamış badem sütü
  • 1 bardak aromalı su 1 bardak meyve suyu (konsantre değil)
  • 1 bardak limonata
  • 150 kalori
  1. öğün
  • 1 büyük yeşil salata (jambon ve kızarmış ekmek parçası yok, 4 yemek kaşığı yağsız veya az yağlı sos var)
  • 1 kâse çorba
  • Aşağıdaki içeceklerden birini seçin. 3. öğündekinden farklı bir içecek seçin.Sınırsız saf su (mineralli veya değil)1 fincan şekersiz buzlu çay
  • 1 bardak az yağlı, yağı azaltılmış veya yağsız süt, tatlandırıl­mamış soya sütü ya da tatlandırılmamış badem sütü
  • 1 bardak aramalı su 1 bardak meyve suyu (konsantre değil)
  • 1 bardak limonata

Egzersiz

  • Dinlenme günü. Ama içinizden bir şeyler yapmak geliyorsa, gidin ve yapın. Yaptığınız her egzersizle daha çok kalori yakar ve hedefinize biraz daha yaklaşırsınız. Belki de sportif bir oyun oynarsınız, hiç hissetmeden kalori yakmak için eğlenceli bir yol olabilir.

Erken menopoz bulguları

Erken menopoz bulguları olan genç kızın migren öyküsü

Tedavi öncesi:

-3 I yaşındayım, 4-5 yıldır ayda bir iki defa olan Ankara masaj salonu ağrılarım var. Bulantı, bazen kusma yapıyor. Burun kökümden itibaren alnım, başımın ön kısmı ağrıyor. Başım baskıyla sıkışıyor.

–  Üniversite yıllarında veya sonrasında kaza, ameliyat, kürtaj gibi herhangi bir sorun yaşadınız mı? Başka bir sorununuz var mı?

–  Sadece son yıllarda regl kanamalarım çok düzensizleşti. Erken menopoza girmişim. Çok az miktarda olan kanamam ancak hormon ilaçlarıyla oluyor. Masaj salonu Ankara Kadın doğumcum yapılabilecek bir şey yok dedi.

-Regl kanamalarınız ilk olduğu yıllarda da sorunlu muydu?

-Evet, ilk baştan beri çok sancılı, düzensiz ve az olurdu.

–  Yirmi yaş dişleriniz çıktı mı?

-Benim yirmi yaş dişlerim hiç gelişmemiş. Diş doktorum söyledi.

-Çocukluktan bu yana geçirdiğiniz hastalık, düşme var mı?

-Baş ağrım ve regl sıkıntılarım dışında hiçbir şikâyetim olmadı.

-O zaman ön dişlerinize darbe almışsınız. Düşme ile olabilir.

–   Aaa! Evet, unutmuşum. 5 yaşındayken bisikletten düştüm. Öndeki iki dişim kırıldı. Lisedeyken kanal tedavisi ve köküne ameliyat yapıldı. Şimdi hiç sorunum yok. Bunu nereden anladınız ki? Dişlerimden çok memnunum, onlara dokundurmak istemem.

Hormonlarınızıbozan, migreninize sebep olan neden ön dişlerde olmalı çünkü yirmi yaş dişleriniz yok. Muhtemelen kanal tedavilerinizi yenilememiz gerekebilir. Migreni bir yana bırakalım genç yaşta menopoza mı girmek istiyorsunuz?

Tedavi sonrası:

“Migrenim için tedaviye gitmiştim ama hayatımın sürprizi menopoza girmekten kurtulmam oldu. Bu duruma çok geçmişte kalan hatta unuttuğum, çocukluktaki düşmemin neden olması çok şaşırtıcıydı. masaj salonları Ankara tedavim ve dişlerim yenilendi. Doktorum hormon durumunuzu sürekli takip edeceğiz, baş ağrınız olmasa bile regl kanamalarınızda düzensizlik, miktarında azalma olursa tedaviye devam etmemiz gerekli, dedi. Artık migrenim geçti, regl kanamalarım düzenli oluyor.”

IMöral terapi gerektirmeyen migren ve erken menopozun tedavisi

Migreni değerlendirirken zaman çizelgesinin öneminden daha önce defa­larca bahsetmiştim. Bazen oluşan bir bozucu alan uzun yıllar sonrasında so­run yaratabilir, 5 yaşındaki bir travma 26 yaşında migreni başlatabilir. Migren ataklarının başladığı döneme ait bozucu alan tespit edilemediğinde zaman çi­zelgesinde çok gerilere gitmek gerekir. Bunu yaparken hastanın şikâyetlerinin özellikleri ile eskiden oluşmuş olabilecek bozucu alanlar arasındaki ilişki de gözetilmelidir. B öylece unutulanlar bile hastaya hatırlatılabilir.

Burnun hemen arkasında yer alan hipofiz bezi, hormonların ana kontrol merkezidir. Çok korunaklı bir bölgede olduğu için hipofize kolay kolay bir şey olmaz. Ancak bozucu alan mantığıyla düşünürsek çevresel etkenler hipofizin çalışmasını aksatır. Kadınlarda aylık döngüde sürekli değişen hormonlar bu durumdan fazlasıyla etkilenir.

Çok farklı birden fazla bozucu alanın da erken menopoza etkisi olabilir. Migreni nedenlerine yönelik tedavi etme sürecinde hormonal bozukluğun ne­denleri de ortadan kaldırılır. Son yıllarda erken menopoz hastalarının arttığım düşünürsek, migrenli kadınlarda Gökmen Yaklaşımı ile tedavi yapılırsa bir bö­lümünde erken menopozun da önlenebileceğini söyleyebiliriz.

Hastayı değerlendirirken ‘Sorun varsa, açıklayacak bir neden vardır’ il­kemden vazgeçmem. Bu ilke hastanın unuttuklarını bile ona hatırlatabilir. Ye­ter ki neden sonuç ilişkisi doğru kurulsun.

Menopoz ve sonrasında migrenin tedavisi

Tüm migrenli kadınların hayali menopozla migrenlerinin geçmesidir. Menopozla aylık hormonal döngüler görünür olmaktan çıkar. Âdet dönemi migreninin tetikleyicisi ani hormonal değişimler artık yoktur. 50 yaş sonrası Ankara masöz İlanları sıklığı gerçekten azalır, menopozun burada rolü büyüktür. Ailelerinde migrenleri menopozla geçmiş kadınlar varsa beklenti daha da artar.

Migrenden kurtulmak için menopozu beklemek doğru bir yaklaşım de­ğildir. Çünkü migren azalmayabilir hatta artabilir. Annesinde geçmiş olması, kızında da geçeceği anlamına gelmez. Aileden geçen migrene yatkınlıktır. Her hasta kendi yaşamında kendi bozucu alanlarını geliştirir. Bozucu alanlar da migrenin seyrini belirler. Ayrıca menopozu bekleyinceye kadar geçen sürede yaşanan migren ataklarının neden olduğu kayıp hiç de az değildir. Ayda iki atak yaşanması, yılda bir aym migrenle kaybedilmesi anlamına gelir.

Menopoza doğal yoldan mı girildi? Miyom benzeri problemler yüzünden kırklı yaşlarda rahmi mi alındı? Menopoz öncesi migreni hormonal değişim­lerden ne kadar etkileniyordu? Annesi veya diğer kişilere oranla daha fazla jinekolojik müdahale geçirdi mi? Migrenöz genetik altyapı ne kadar güçlü? Tüm bu ve benzeri soruların yanıtları hastalığın seyrini etkiler.

Menopozla migren geçmiş olsa bile iyileştiği için geçmemiştir. Migreni ya­pan altyapı başka hastalıklara zemin hazırlar. Başınız ağrımıyor diye iyileşmiş sayılmazsınız. Bu durum için annemi örnek verebilirim…

Çocukluğumda annemin sürekli başını tülbentle sıktığını hatırlarım. Ger­çekten ellili yaşlarda artık çocukluğumdakine benzer tabloyu çok görmüyor­dum ama annemin daha ciddi hastalıkları (hipertansiyon, guatr, romatizma, vertigo atakları) vardı. Bu hastalıklar yerine menopoz öncesindeki gibi sadece migreni olsaydı… Aslında annemin migrenini yapan nedenle menopoz son­rası ortaya çıkan hastalıklarının büyük bir bölümüne sebep olan bozucu alan aynıydı. Menopozla birlikte hastalık görünümü değişmiş daha da ağırlaşmıştı.

Menopozda migren azalır ama menopoza yapay yoldan girilirse migre­nin azalma şansı neredeyse hiç kalmaz hatta ataklar artar. Çoğunlukla kırklı yaşlarda miyom gibi rahimde iyi huylu tümörler gelişir. Bunların görünen en büyük problemi kanamaları artırmalarıdır. Hasta, çocuklarını doğurmuş ar­tık annelik beklenmiyorsa bu problemleri düzeltmeye çalışmak yerine rahmi almak, beraberinde bazen yumurtalıkları da almak planlanır. Hastanın rahim kanseri olma olasılığı ortadan kaldırılır ancak yapılan cerrahi uygulama ek bir bozucu alan daha oluşturur. Dolayısıyla migreni artar.

“52 yaşındayım. Yıllardır migrenden çekerim; her regl dönemimde mutlaka kriz yaşardım. Menopozla ağrılarımın geçeceğini ümit ediyordum. Miyomlarım nedeniyle kanamalarım arttığında doktorum, ameliyatla alalım biraz erken menopoza gireceksiniz, dediğinde sevindim. Alın alın migrenimden de kurtulurum, dedim. Öyle olmadı. Ağrılarım son yıllarda daha çok arttı. Eskiden hiç olmazsa aydan aya olurdu. Ne zaman geleceğini bilirdim. Şimdi ataklarım daha sık oluyor, ne zaman geleceği de belli olmuyor.”

Menopozdaki migren hastasının tüm hayat öyküsündeki bozucu alanlar tek tek gözden geçirilmelidir. Yaş ilerlediği için tabloya birçok bozucu alan da eklenir. Öncelik sırasına göre tedavi yapılmalıdır. Özellikle jinekolojik operas­yon sonrası ağrı artmışsa öncelik bu bölgeye verilmelidir.

Dereceli gevşeme Teknikleri

Dereceli gevşeme

Dereceli gevşemede amaç, olabileceğiniz en rahat hale gel­mektir. Bu teknik, ne kadar gerilebileceğinizi gayet iyi bildiğiniz gibi, ne kadar rahat olabileceğinizi de anlamanızı sağlayacaktır.

Geliştirdiğim yöntem, 1920’lerde Edmund Jacobson ta­rafından geliştirilmiş olan tekniğe dayanıyor. (Yazarın kitabı Progressive Relaxation(Kademeli Gevşeme,) için, bkz. Kaynaklar ve Okuma Önerileri). Alıştırma, kasıp geri bıraktığınız zaman kaslarınızın tam anlamıyla gevşeyebileceği mantığı üzerine ku­rulu. Bu yüzden gerildiğiniz durumlarda özellikle hangi kası
sıktığınızı fark etmenizi de sağlar. Örneğin, üst karın kasınızı bir dereceye kadar kasıyor, fakat daha fazla kasamıyorsanız, bu kasınızı zaten sert tutuyor olduğunuzu anlarsınız.

Dereceli gevşemenin etkilerini ritmik nefes alıştırması ka­dar hızlı göremeyeceğiniz gibi, bu alıştırmayı her yerde yapa­mazsınız da. Bu yüzden önceden bu egzersiz için yirmi dakika ayırabileceğiniz bir program yapmalısınız. Bu egzersiz için tercihen sessiz ve serin bir oda ve kollarınızın da rahat ede­ceği, rahat bir koltuk gerekiyor. Günlük kıyafetierinizi giye­bilirsiniz, fakat hiçbir şeyin vücudunuzu sıkmaması, çok dar olmaması gerekir. Rahatsız edilmemek için telefonunuzu ve bilgisayarınızı kapatın.

Parmak uçlarınızdan omuzlarınıza, başınızdan ayak par­maklarınıza kadar toplamda vücudunuzun dokuz bölümü­ne ayrı ayrı konsantre olacaksınız. Her bir bölüme sırayla konsantre olup, buradaki kasları iyice sıkıp, sonra tam ola­rak gevşetmeye çalışacaksınız. Bir kası tam olarak gevşetip rahatladığından emin olmadan, sonraki kas grubuna geç­meyin.

Dereceli gevşeme

  1. Eller ve alt kol: Kollarınızı koltuğun kollukların­dan ayırmadan, ellerinizi sıkı sıkı yumruk yapın. Yumruklarınız o kadar sıkı olmalı ki, bu yumruk­larla tuğladan bir duvara bile yumruk atabilecek gibi hissetmelisiniz. Çok ağır iki bavulu ellerinizden bırakmış gibi yumruklarınızı gevşetin.

  2. Dirsekler, üst kollar ve omuzlar: Dirseklerinizi koltuğun kollarına koyup, aşağı doğru ittirerek ka­sılan üst kol kaslarınızı hissedin. Sonra kaslarınızı gevşetip dirseklerinizin içeri doğru, ellerinizin de koltuk kollarına düşmesine izin verin. Bu sırada, ba­şınızın bir tüy kadar hafiflemiş olduğunu ve tavana doğru süzüldüğünü, boynunuzunsa ona yetişmek için yukarı doğru uzadığını hayal edin. Son derece uzun ve hafif hissediyorsunuz.
  3. Alın ve gözler: Kaşlarınızı kaldırıp şaşırmış bir ifa­de takının. Bu kasları sıktığınızda başınıza daracık bir şapka takmış gibi hissedeceksiniz. Gevşeyin, buradaki kaslarınız alnınıza yumuşacık, ılık, lavan­ta kokulu bir mendil koymuşsunuz gibi rahatlasın. Göz çevrenizdeki bütün çizgiler, yok olmuş gibi.
  4. Gözler, burun ve yanaklar: Kötü bir şey koklamış gibi, gözlerinizi ve burnunuzu buruşturun. Gevşeyin ve yanaklarınızın, gözlerinizin ve burnunuzun üs­tündeki derinin yumuşadığını, pürüssüzleştiğini ve ağırlaştığını hayal edin.
  5. Ağız ve çene: Dişlerinizi sıkın ve dudaklarınızı mümkün olduğunca yayarak sırıtın. Bunu yaparken boyun kaslarınızın da sıkıldığını fark edeceksiniz. Gevşeyin ve çeneniz rahatça düşsün. Uzun süre sakız çiğnemiş gibi ya da sert bir şeyi çiğnemeye çalışmış gibi hissedeceksiniz.
  6. Boyun: Çenenizi göğüs kafesinize yaslayın ve bu sırada bir kukla olduğunuzu ve kafanızın dik, boy­nunuzun uzun durması için yukarıya çekildiğini hayal edin. Rahatlayın ve başınızın tüy gibi hafiflemiş ve tavana doğru uçuyor olduğunu, boynunuzunsa ona yetişmek için uzuyor olduğunu hayal edin (2. aşamadaki gibi).
  7. Göğüs kafesi: Omuzlarınızı geriye çekip ciğerle­rinizin dev balonlar gibi dolduğunu hayal ederek burnunuzdan derin bir nefes alın. Rahatlayın ve ağzınızdan nefes verin, başınız havada süzülürken omuzlarınız düşsün.
  8. Mide ve bel: Karnınıza yumruk atmak isteyen bi­rinden korunur gibi karın kaslarınızı sıkın. Gevşeyin ve bu sırada sıcacık suyla dolu, mis kokulu esans­larla bezenmiş bir küvete giriyor olduğunuzu hayal edin. Bırakın bu sıcaklık, gerilimlerinizi eritsin.
  9. Bacaklar: Bacaklarınızı ileri uzatıp, kasın ve uza­dıklarını hayal edin. Ayaklarınız kasılı olsun ve par­mak uçlarınız ileriyi göstersin. Gevşeyin, ayaklarınız tekrar yere düşsün, bilekleriniz, parmaklarınız ra­hatlasın. Az önce otobüse yetişmek için depar atmış da şimdi oturmuş gibi hissedin.

Şimdi bütün bu aşamaları bir araya getirin:

  • Gözlerinizi kapatın ve güneş ışıklarından oluşan büyülü, akışkan, parlak damlaların ellerinize, parmak uçlarınıza damladığını hayal edin.
  • Bu damlaların bedeninizin merkezine girdiğini, daha ra­hat, daha gevşek hissetmenizi sağladığını ve siz bütün vü­cudunuzda bu gevşemeyi hissedene kadar, bütün vücudu­nuzda dolaştığını hayal edin.
  • Bu altın rengi sıvının parmaklarınızdan girip, ellerinize, kollarınıza ve sonra omuzlarınıza aktığını hayal edin. Bı­rakın iki kolunuzdan gelen bu sıcak, rahatlatıcı altın ren­gi damlalar ensenizde birleşip başınızın üstüne seyahat etsin, sonra aşağıya doğru, gözlerinizi, yanaklarınızı, ağzı­nızı, boynunuzu yıkayarak gezsin. Sonra bu sıcaklık göğüs kafesinize ve karnınıza inip tekrar ikiye bölünerek sırasıy­la bacaklarınızı, dizlerinizi, bileklerinizi ve ayak parmakla­rınızı aynı sıcaklık ve gevşeklikle sarsın.
  • Bırakın bu altın damlalar, vücudunuzdaki her bir kas gru­bunu gevşetip sizi rahadatsın ve vücudunuzdan akıp gitsin.
  • Bölgeleri hatırlamak için kitaba bakmak zorunluluğunuz bi­tene kadar, bu alıştırmayı tekrar tekrar okuyun. Artık kitaba bakmak zorunda olmadığınızda, alıştırmaya başlayabilirsiniz.

Travma

Travma

Meydana gelen beklenmedik bir olay sonrasında, özellik­le de bu olay tatsız bir olaysa, uyku rahatsızlıkları sık rastla­nan sorunlardır. Rahatsız edici olay, itiş kakışlı bir kalabalığın içinde dengenizi kaybedip düşmek gibi fiziksel olabileceği gi­bi, işyerinde birinin size olmadık sözler söylemiş olması gibi daha Ankara masaj salonları da olabilir. Öyle ya da böyle, bu tür durumlar gününüzün geri kalanını gergin geçirmenize yol açıp, gecele­yin uykuya dalmanızı zorlaştırabilir.

Travmanın aşın noktası “travma sonrası Ankara masaj bozukluğu”dur (TSSB). TSSB sorunu olan kişiler, trafik kazası geçirmiş ol­mak ya da terörist bir saldırıda rehin alınmak gibi beklenme­dik, kötü bir olay yaşamışlardır. Bu kişiler genellikle uykuya dalmakta güçlük çekerler ve sonunda uykuya dalabildiklerin- de ise, başlarından geçen olayın karelerinden oluşan Masaj Ankara görürler. Bu kâbuslardan dehşet içinde uyanan bu kişiler, ay­nı kâbuslan tekrar görme korkusuyla yeniden uyumaktan ka­çınırlar. Uzun süre uyumamak için uğraştıklarında ise, ortaya çıkan uykusuzluk daha çok strese maruz kalmalanna neden olur. Neyse ki, TSSB’nin bu kronik safhası genellikle kısıdı bir zaman devam eder ve olaydan karelerin hatırlanma sıklığı azaldıkça, uykuya dalma korkusu da azalır.

Karın boşluğu kilidi

Karın boşluğu kilidi

Karın kilidi, anal kilit uygulanmaya başlandıktan hemen sonra, iç basıncın önden kaybını önlemek üzere, karın duvarı hafifçe omurgaya doğru içeri çekilerek tatbik edilmelidir. Akci­ğerler dolup diyafram aşağıya doğru inerken karın boşluğunda oluşan iç basınç yüzünden karın duvarı dışarıya doğru şişer. Nefes almanın sonunda karın duvarını biraz içeriye doğru çek­mezseniz, dışarıya doğru olan şişkinliği, karın boşluğundaki basıncı düşürerek nefes tutmanın bazı sağaltıcı etkilerinin kay­bolmasına sebep olur. İç basıncın anal kilit tarafından aşağıdan kaçmasını önlerken, karın kilidi de diğer yandan önden kaçışını engeller. Karın boşluğundaki iç basınç, üst taraftan aşağıya inen diyafram tarafından sıkıştırılır, omurga ise arkada sağlam bir duvar görevi görür. Karın ve anüs kilidi, karın boşluğundaki ve sakrumdaki yükseltilmiş basıncı mühürlerken, bu iç basıncın organlar ve bezler üzerindeki sağaltıcı etkileri kilitler açılıp nefes bırakılana kadar devam eder.

Boyun kilidi

Boyun kilidi karın boşluğunda oluşan basınçla doğrudan ilgili değildir. Onun yerine, nefesi alt akciğerlere doğru bastırıp orada tutmaya yardım etmek üzere ve nefes tutma sürecinde, artmış iç basıncın beyne doğru ani bir kan hücumuna sebep olmasını engellemek için tasarlanmıştır. Boyun, aynı zamanda omuriliği de yukarı doğru çekerek uyarıcı bir esneme oluşturur. Boyun kilidini uygulamak için gırtlaktaki ön kasları kasın ve içeride bronş girişinin üzerinde nefes borusunun ağzını kapatın. Bu arada, çenenizi biraz içeri çekerken, boynunuzu öne eğme­den arka tarafını hafifçe yukarı doğru esnetin. Boyun kilidi, gırtlağın girişini kapatıp nefes tutmayı kolaylaştırırken aynı zamanda şahdamarlarım sıkıştırarak beyne kan hücum etme­sini engeller. Boyun kilidi boğazın ön tarafını kasıp kapatırken, boynun arkasını da hafifçe esnetir, omurgadan kafatasma giren sinir ve enerji kanallarını açar ve omuriliğe sağaltıcı bir çekme uygular. Bu esnetme omurga kanallarından enerji akışını hare­kete geçirir ve sakrumdan meridyenler aracılığı ile, fonksiyonla­rını canlandırmak üzere beyne yönelir. Şahdamarlarına uygula­nan bu kısmi basınç, nabzı yavaşlatarak ve derinleştirerek kalbi de kontrol eder ve kardiyovasküler verimliliği artırır.

Diğer iki kilit gibi, boyun kilidi de nefes tutmanın sonuna kadar uygulanır ve nefes verme başladığı anda gevşetilir. Boyun kilidi uygulanırken, başta omuzları kamburlaştırma eğilimi var­dır ki bu üst sırtta ve boyunda gerilime sebep olur ve enerji ile sinir sinyallerinin o bölgede serbest akışını engeller. O yüzden boyun kilidini uyguladıktan sonra duruşunuzu kontrol edip omuzlarınızın serbest olduğundan emin olun.

Üç kilit sadece, tüm dört adımlık derin nefes egzersizi, hare­ketsiz oturma veya hareketsiz ayakta durma pozisyonlarında uygulanırken gerçekleştirilebilir. Tai Chi veya Sekiz Parça Brokar[1] gibi, vücudun sürekli ritmik hareketlerini içeren, nefes alış verişin tutmadan veya ara vermeden birbirini, saatin salla­nan sarkacı gibi yumuşakça ve kesintisiz takip ettiği, hareketli nefes alma egzersizlerinde, doğal iki aşamalı nefes kullanılır.

Hem hareketsiz pozisyonda dört aşamalı solumanın, hem de ritmik vücut hareketleri ile zamanlanmış iki aşamalı solumanın, kendine özgü sağaltıcı faydaları vardır. Dört aşamalı tutarak derin soluma, özellikle havadan gerekli elementleri özümse­mek, toksinleri dokulardan ve kandan atmak, hücre metaboliz­masını uyarmak için efektiftir. İki aşamalı derin nefes ile senk- ronize edilmiş yavaş ritmik vücut hareketleri, sistemde kan ve enerji dolaşımını hızlandırmak, tıkalı meridyenleri temizlemek, durağan enerjiyi dönüştürmek, lenf kanallarını drene etmek ve bedenin tüm “menteşelerini” harekete geçirmek için en iyisidir. Her iki stile de kısaca değinelim.

Su Hidrasyon ve Hidroterapi

Su: Hidrasyon ve Hidroterapi

Ankara masaj salonları Tavsiyesi:

Su evrensel çözücüdür. Aynı zamanda Çin felsefesinde Tao’nun en kusursuz örnek sembolüdür. Lao Tze’nin Tao Teh Ching’de belirttiği gibi “hiçbir şey Ankara masaj ‘dan yumuşak değildir / fakat nesnelere güç ve dayanıklılıkla saldırdığında / hiçbir şey ona dayanamaz”. Su, yeterli süre tanındığında, neredeyse tüm toksinleri çözüp, eriyik halinde tutup, atılım için başka bir yere taşıyabilir. Tıpkı şehir kanalizasyonu ve sanayi atık sistemleri gibi, su da atık maddelerin vücuttan çıkartılması için gerekli araçtır. Bu sebeple, detoks sürecinde dokulardan kana bırakılan tüm toksinleri ve asidik artıkları eritip, nötrleştirip atmak için fazladan saf alkalik su içilmelidir. Su, aynı zamanda, besinleri yiyeceklerden çıkartıp onları kana taşıyan ve eriyik halinde hüc­relere ulaştıran elementtir. İnsan vücudunun yüzde 70’ten faz­lası sudan oluşur; kanın yüzde 90’ı ve beynin yüzde 85’i sudur; kemiklerde bile yüzde 35 oranında su bulunur. Su, kanı ve dokuları temizlemek ve artıkları atmak için gerekli olduğu kadar, hayati sıvıların beslenmesi ve bütünlenmesi için de vaz­geçilmezdir. Tüm bu gerekli fonksiyonları yerine getirebilmesi için yeterli miktarda kaliteli su tüketilmelidir.

Suyun enerjiyi ve bilgiyi taşımak için benzersiz bir kapasite­si vardır. Ayrıca Masaj Ankara vücudu temizlemek ve iyileştirmek için güçlü ve etkili bir araç olarak hassasiyetle programlanabilir. Elektroliz ve manyetik alanlar, ışık ve ses, oksijen ve bitkisel esanslar gibi değişik yöntemler kullanılarak suya enerji yüklenebilir ve belir­li bilgi kalıpları yerleştirilerek, güçlü sağaltıcı temizleme ve iyi­leştirme özellikleri kazandırılabilir.

Günümüzde herkesin suyu, temizleyici ve armdırıcı özellik­lerini geliştirecek, dokularda hidrasyonu sağlama ve hücrelere besin ve tıbbi bitkisel özleri taşıma kapasitesini artıracak şekilde programlamak için yararlanabileceği, hem geleneksel hem de modern teknolojik yöntemler vardır. Su, dahili olduğu kadar, harici kullanım için de sağaltıcılıkla programlanabilir ve her iki uygulama da herhangi bir detoks programı için çok yararlıdır.

Dahili kullanım: Hidrasyon

Günümüzde, kronik su kaybı (dehidrasyon) tüm dünyada sık rastlanan bir durum halini almıştır. Amerikan halkının yüz­de 75’inin kronik bir su kaybı durumunda yaşadığı tahmin edil­mektedir. Diğer sanayileşmiş ülkelerdeki düzeylerin de benzer olması olasıdır. Vücuda susadığında su iç sinyali veren Ankara masaj salonları refleksi, açlıkla karıştırılmakta ve atıştırmayı teşvik ederek, obeziteye ve yiyecek bağımlılığına sebep olmaktadır. Washing­ton Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada bir bardak suyun, katılanlarm yüzde 100’ünde “gece yarısı atıştırması” sendromu- nu etkili bir biçimde durdurduğu gözlenmiştir.

Dehidrasyon kronik bir kan zehirlenmesi durumu yaratır ve gündüz halsizliğinin, tembel metabolizmanın, depresyonun ve konsantrasyon zorluğunun temel sebeplerinden biridir. Aynı zamanda kanseri de körükler. Birkaç araştırma, ortalama insa­nın günde beş bardak saf Ankara masöz su içerek kolon kanseri riskini yüzde 45, göğüs kanseri riskini yüzde 80 ve mesane kanseri riskini yüzde 50 azaltabildiğini göstermiştir. Başka bir araştırma ise, günde sekiz bardak su içilmesinin sırttaki ve eklemlerdeki ağrı­ları önemli ölçüde azalttığım göstermiştir.

Dehidrasyon, baş ağrısı da dahil olmak üzere kronik ağrıla­rın ve kronik halsizliğin gizli sebebidir genellikle. Dehidrasyon kanı ve diğer vücut sıvılarını kurutur; bu da hücrelerin büzül­mesine ve toksik atıklarını atamamalarına sebep olur. Hücreler doğru biçimde su aldığında genişlerler ve doğal olarak, kendi­lerini toksik atıklardan temizlemek üzere harekete geçerler. Tüm vücut dokuları, vücudun değişik bölümleri hareket ettikçe birbirine sürtünen fasya (akzar) adı verilen zarflar ile kaplan­mıştır. Bütün bu zarflar arasında, çeşitli organlar ve dokular birbirlerine temas ettiklerinde aralarındaki sürtünmeyi azalt­mak üzere, bir su katmanı bulunmalıdır. Vücut susuz kaldığın­da bu fasyalar arası yağlama katmanı da kurur ve bunun sonu­cunda oluşan dokular arası sürtünme, yangıya ve kronik ağrıya sebep olur. Bu, birçok insanın bugün yakındığı kronik ağrı sendromunun ana sebebidir ve aslında günde yeterli miktarda saf alkalik su içerek büyük ölçüde giderilebilecekken, toksik kimyasal ilaçlara milyarlarca dolar harcanmaktadır. Eğer iyoni- ze mikro-kümelenmiş veya oksijenleştirilmiş su gibi özel olarak enerji verilmiş sular içerseniz, hidrasyonun sağaltıcı etkileri daha da artar ve hızlanır. Bu yüzden, baş ağrısı da dahil olmak üzere her türlü kronik ağrı ve gündüz halsizliği için ilk çare, iyi kaliteli su ile günlük doğru hidrasyonu sağlamak olmalıdır.

Günümüzde bütün dünyada insanlar tarafından tüketilen su, çıkardığından daha fazla toksik maddeyi vücutlarına taşımakta­dır. Tipik çeşme suyu içinde klor, flor, alüminyumun yanı sıra kurşun, kadmiyum ve nikel gibi çeşitli toksik ağır metaller barın­dırır. Bu, vücudun fonksiyonları için ihtiyaç duyduğu “yaşayan” suyun aksine, asit ve kimyasal katkılarla “öldürülmüş” sudur. Satılan şişe sularının da birçoğu daha iyi değildir ve bu günlerde pahalı gurme sağlık içeceği olarak sunulan sözde “maden sula­rındaki mineraller de hücrelerin özümsemek ve yararlanmak için ihtiyaç duyduğu iyonize, mikro-kümelenmiş formda değildir.

Burada gerekli olan, mikro-kümelenmiş formda “yeniden oluşturulmuş” alkalik, iyonize sudur. Sadece alkalik su, kan ve dokulardaki asitleri nötrleştirebilir ve atılmak üzere taşıyabilir ve sadece alkalik mineraller vücuda faydalıdır. Negatif iyonlarla yüklenmiş su, serbest radikallere karşı güçlü bir antioksidan olarak işlevseldir ve hücreler ile dokuları dejeneratif hasarlara karşı korur; kandaki tüm toksinler artı elektrik yükü taşıdığı için negatif iyonlar tarafından nötrleştirilirler. Mikro-kümelen­miş formda tekrar oluşturulmuş su tüm hücre duvarlarından ve doku zarlarından kolayca geçerek toksik atıkların alınıp taşın­masını ve atılmasını sağlarken, diğer yandan da tüm vücutta hızla hidrasyon sağlar ve gerekli besinleri hücrelere ulaştırır. Sonuçta su vücutta dört temel rol oynar: hidrasyon, alkalik yap­ma, mineralleştirme ve detoksifikasyon.

Ankara masaj salonları haberleri ve kampanyaları ile ilgili paylaşım sitesi

Ankara masaj salonlari | Ankara Masaj | Masaj Ankara | Ankara Masaj Salonu | Ankara Masaj Ilanlari | Ankara Masaj Tavsiye | Ankara Masz | Masaj Salonlari Ankara | Masaj | Masaj Salonu